Atlas’la yanan yüreğimizin koru 5 günlük bebeğe adeta işkence eden ve sakat bırakan hemşire Hazel Dırık B'nin vicdanımıza sığmayan görüntüleri ile daha da harlandı… Ne ara bu kadar çıktık insanlıktan… Akıl almıyor inanın… Çok şey yazıp çok şey söylemek geçiyor içimden ama susuyorum… Tüm Türkiye’nin bu hemşire kılıklı insan siluetine bürünmüş caniye yaptığı yorumlara da içtenlikle katılıyorum… Yazıklar olsun hem de bir kere değil binlerce kez yazıklar olsun… Acı haberlerle iç içe yoğrulan gündemden biraz sıyrılıp kent gündemine odaklanalım… Su sorunu ile boğuşan Bursa’da ‘Su Çalıştay’ı düzenlendi… İklim krizi artık soyut bir kavram değil; baraj doluluk oranlarında, kuruyan derelerde, çatlayan toprakta karşımıza çıkan somut bir gerçek. Bursa’da düzenlenen Sürdürülebilir Su Yönetimi Çalıştayı, bu gerçeğin en net biçimde dile getirildiği platformlardan biri oldu. Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in sözleri, bir yerel yönetici açıklamasından çok daha fazlasını içeriyordu. “2050’nin dünya sıcaklığına 2025’te ulaşıldı” tespiti, aslında içinde bulunduğumuz tablonun özetiydi. Bu, geleceğe dair bir senaryo değil; bugünün acı bilançosu. Bozbey’in altını çizdiği bir nokta özellikle dikkat çekiciydi: “Suyu asla siyaset malzemesi yapmamalıyız.” Bu cümle, günümüz Türkiye’sinde kolay kurulmayan ama hayati bir çağrı. Çünkü su meselesi ne bir partinin ne de bir dönemin konusu. Su, doğrudan yaşamın kendisi. Rakamlar ürkütücü. Türkiye kişi başına düşen yıllık su miktarıyla artık “su sıkıntısı çeken ülkeler” liginde. 2030, 2040, 2050 projeksiyonları ise bu sıkıntının kronikleşeceğini gösteriyor. Bursa özelinde tablo daha da çarpıcı: Son bir yılda barajlardaki su miktarı yüzde 30 azalmış durumda. Üstelik bilim insanları, 2026 yazının daha sıcak geçeceği konusunda uyarıyor. Bursa’nın artık “su şehri” olmadığını söylemek belki kulağa sert geliyor ama gerçek bu. Yeraltı sularının 250 metrenin altına inmesi, Bursa Ovası’nın her yıl santim santim çökmesi sadece çevresel değil, aynı zamanda ekonomik ve sosyal bir alarmdır. Bu noktada Bozbey’in yaklaşımı dikkat çekiyor. Ne sanayiyi yok sayıyor ne tarımı gözden çıkarıyor. Aksine, “üretim ile su arasında yeni bir denge” çağrısı yapıyor. Gri su kullanımı, kayıp-kaçakla mücadele, akıllı altyapılar, modern sulama teknikleri… Bunlar artık birer tercih değil, zorunluluk. En çarpıcı başlıklardan biri de su havzalarıyla ilgili net duruştu. Çınarcık Barajı örneği üzerinden yapılan uyarı açık: Su kaynaklarını tehdit eden her faaliyetin yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. Çünkü kaybedilen suyu geri getirecek bir teknoloji henüz yok. Çalıştayın ruhu aslında tek bir cümlede özetlenebilir: “Al, kullan, at” dönemi bitti. “Geri kazan, yeniden değerlendir” dönemi başladı. Suyun yüzde 70’inin tarımda kullanıldığı bir ülkede, vahşi sulamayı konuşmadan, su tasarrufunu anlatmak mümkün değil. Tasarruf üretimden vazgeçmek değil; üretimi geleceğe taşımaktır. Bursa’da yapılan bu çalıştay, sadece bir toplantı değil; bir zihniyet değişikliğinin işareti. Umarız konuşulanlar rapor sayfalarında kalmaz, sahaya yansır. Çünkü su beklemez. Ve bu mesele, gerçekten de hepimizin ortak sorumluluğudur. Kalın sağlıcakla…