Anasayfa / Genel / KUZEY EGE’NİN İNCİSİ BOZCAADA

KUZEY EGE’NİN İNCİSİ BOZCAADA

Güneşin, rüzgârın ve üzüm bağlarının büyüsü… Bitmeyen esintisi, avuç içi sıcaklığında koyları, eski kalesi, dar sokakları süsleyen taş evleri, lezzetli şaraplarıyla Kuzey Ege’de küçük bir huzur adası Bozcaada. Süslü, abartılı satırlara gerek yok bu adaya gitmenizi sağlamak için, çünkü oranın müdavimleri zaten adalarını paylaşmak istemez fazla kimseyle.

Yazı ve Fotoğraflar:  Uğur Çelikkol

Bozcaada’ya daha önce gitmediyseniz ve ada hakkında bilgi için herhangi bir ansiklopedinin sayfalarını çeviriyorsanız karşınıza şunlara benzer cümleler çıkar; “Ege Denizi’nin kuzeydoğusunda, Çanakkale Boğazı’nın güneybatısında bir ada. Yüzölçümü 36 kilometrekare. Türkiye’nin üçüncü büyük adası… Türkiye’nin köyü olmayan tek ilçesi… Adanın eski adı Tenedos. Pers, Helen, Roma, Bizans ve Venedik egemenliklerinde yaşayan ada 1328 yılında Türklerle tanıştı. Osmanlı İmparatorluğu’na 1455’te katıldı. 1912 yılında Yunanistan’ın eline geçti. 1923’te ise Lozan Antlaşması’yla Türkiye’ye verildi. Halkı bağcılık, şarapçılık, turizm ve balıkçılıkla uğraşır, çavuş üzümü çok meşhurdur. Vs.vs.”

Ege’nin bu küçük şirin adasını ruhundan, öykülerinden, insanlarından, dramlarından, rüzgârından, bağbozumundan, şarabından soyutlarsanız bu anlatım yeterli olabilir ama aynı zamanda da adaya büyük bir haksızlık olur.

Adanın en güzel zamanları bence haziran ve eylül hatta ekim diyebilirim. Bozcaada, özellikle son yıllarda turizm açısından hareketlendi ama İstanbullular’ın ve diğer büyük şehirlerden buraya akın eden insanların ada halkının o eski misafirperver, amatör ruhla beslenen yardımseverliğini biraz yorduğuna tanık oluyorum son ziyaretlerimde.

Her şeye rağmen güler yüzlü adalıların Bozcaada’nın en önemli ziyaret sebeplerinden biri olduğunun altını çizmek lazım.

Antik çağdaki adı Tenedos olan adaya ulaşmak için Bursa veya İstanbul üzerinde geliyorsanız Çanakkale’yi geçip İzmir istikametine devam edin. Yaklaşık yirmi beş kilometre sonra anayol üzerinde bulunan tabelayı kaçırmayın; ‘Bozcaada- Ezine” İzmir yolundan ayrıldıktan sonra içinden geçtiğiniz bakımlı Ege köyleri, size eşlik edecek ve kendinizi bir anda Geyikli- Yükyeri Feribot İskelesi’nde bulacaksınız. Yarım saatlik bir yolcuğun ardından kendinizi Bozcaada’ya atmış olacaksınız.

Uzunca bir süre ahalisi hem Türklerden, hem de Rumlardan oluşan adadaki küçük kasabada günümüzde de Türk Mahallesi ve Rum Mahallesi bulunuyor. Rumların sayısı bugün otuz-kırk kişi kadar ve çoğu yaşlı. Aralarında Yunanistan’a, Amerika’ya, Avustralya’ya giden ama eski evlerinin özlemiyle özellikle yaz aylarında geri gelenler var. Temmuz ayında Ayazma Plajı’nın hemen üstünde gerçekleşen Aya Paraskevi Panayırı’na ve  ağustos ayında yapılan Bağbozumu Festivali’ne değişik yerlerden kalkıp gelen Bozcaadalılar oluyor. Rum Mahallesi’nde sokaklar özellikle yaz mevsiminde çok canlı; kırmızı, pembe, beyaz çiçekli sardunya saksılarının dizildiği, zakkumların renklendirdiği sokaklar Arnavut kaldırımıyla kaplı.

Bozcaada deyince rüzgârı da hikâyenin baş köşesine yerleştirmek lazım. Kuzeyden kopup gelen serin poyraz, adanın sevgilisi gibidir. Koşar gelir, koyların sularını soğutur, üzümleri ve insanları güneşin öfkesine karşı sarıp sarmalar, yaşamı daha yaşanılası kılar. Poyraz olmazsa ada olmaz. Hele yaz esintisi öyle güzeldir ki insanı hiç rahatsız etmez, ferahlatır, sakinleştirir. Kış aylarında ise biraz sorun olur. Adanın rüzgârı gözünüzü korkutmasın. Rüzgâr almayan sakin, çırpıntısız bir kumsal bulmak her zaman mümkün.

Binlerce yıl önce kullandığı parada üzüm salkımı betimlenen Bozcaada, salkım salkım üzüm doğuran bağlarıyla da her zaman övünür. Ama gel gelelim ada bağcılığı son yıllarda biraz sıkıntılı. Son yıllardaki yağış dengesizliği, bağları satın alıp bağ evi modasına ayak uydurmak isteyen İstanbullu veya büyük şehirlerden gelen yazlıkçıların korumak isteseler bile bilemediklerinden bağlara bakamamaları dezavantaj oluşturuyor. Adada hızlanan yapılaşma ve artan otel sayısı da bizi endişelendiren gelişmeler… Bu gelişmelere rağmen bağlar ve merkezde bulunan bakımlı şarap fabrikaları adanın en güzel süslerinden biri.

Bozcaada yaz aylarında elbette daha şenliklidir. Gündüzleri eşsiz güzellikteki koylar konukları kucaklar. Akşamları ise liman çevresinde uzun bol sohbetli akşam yemekleri yenir. En güzel dolunay Göztepe’den ya da kale arkasındaki küçük plajdan, en güzel günbatımı ise Polente Feneri’nde rüzgar güllerinin altından geçerek seyredilir. Ege’nin üstünde oynaşan yakamozların seyrine doyum olmaz.

Bozcaada’nın antik çağdaki adı Thenedos’du. Adaya adını veren Thenes ilk yabani asmayı Poyraz Limanı çevresinde bulmuş, ıslah ederek “Kuntra Asma” denilen şimdiki durumuna getirilmesine de öncülük etmiş. Çevrenin tarihine çıplak gözle tanıklık etmek için en yüksek yer olan Göztepe’ye çıkacaksınız. Anadolu’nun kıyılarında Troia, Homeros’un büyük destanı ile ölümsüzleşen savaşın geçtiği topraklar. Kuzey yönünde bir başka büyük savaşa tanıklık etmiş Çanakkale Boğazı ve kıyıları, açıktan geçip giden yalnız gemiler. Biraz ötede komşu ada İmroz. Öte yandan biraz bulanık görüntüsüyle Yunanistan’ın Limni, Midilli adaları. Edremit Körfezi ve Kaz Dağı’nın yüceleri. Şansınız varsa tüm bu manzara önünüzde!

Meraklısı için ada ile ilgili bir hikaye var: “Denizlerin efendisi Poseidon’un çocuklarından biri Kyknos adında bir kralmış. Onun da Thenes adında bir oğlu varmış. Thenes’in annesi ölünce, babası yeniden evlenmiş… Fakat üvey ana bu ya; Thenes’e iftira etmiş… Kral da bu iftiraya kanmış ve oğlunu bir sandığa koyarak denize attırmış. Sandık, Çanakkale Boğazı’ndan geçerek Leukophrys adasının sahiline vurmuş. Thenes burada sandıktan çıkmış, adaya yerleşmiş. Adanın ismini de “Thenes’in Adası” anlamına gelen Thenedos’a çevirmiş. Eski adıyla Thenedos, bugünkü adıyla Bozcaada’nın ilk yerleşimi Heredot’a göre M.Ö. 2000 yıllarına rastlıyor.

Heredot’a göre “Tanrı, insanlar uzun ömürlü olsun diye Bozcaada’yı yaratmış”… Siz de ömrünüzü birkaç günlük ada ziyaretiyle- ne kadar uzar bilinmez ama, uzatmak isterseniz adaya gidin, ya da gelecekte bir gün benimle gelin.

Kontrol et

Sonbahara Doğru’nun prömiyeri Antakya Film Festivali’nde…

Sonbahara Doğru Türkiye prömiyerini 16-20 Ekim tarihlerinde gerçekleşecek olan  Antakya Film Festivali’nde yapıyor… Festival bu …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir