KÖŞE YAZISI

DAMAKTA DEĞİL  AKILDA KALMASI ÖNEMLİ

02.09.2026 16:28
DAMAKTA DEĞİL  AKILDA KALMASI ÖNEMLİ

Deniz facialarını yaşadığımız bir haftanın içindeyiz… Kelimelere sığmayacak acı hikayeler suyun derinliklerine gömüldü. Evladına kıyamayan anne can yeleğini çocuğuna giydirip ölüme dalarken, öylesine acı hikayeler ortaya çıktı ki hangisine üzüleceğimizi bilemedik… Üstelik bu acıyı daha içimizde yaşarken Marmara’dan da bir acı haber geldi… Ülkemizde biz bu acıları yaşarken, Nepal’de binden fazla insan sel sularında can verdi… Doğanın gücü karşısında o kadar çaresiz ki insanoğlu bunu vurdu yüzümüze bir kez daha Nepal’da yaşanan facia… Elbette hayatın içinde acı ve tatlı iç içe geçmiş durumda… Kimi zaman mutlu, kimi zaman üzücü gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalıyoruz… Ama ben bugün sizler için lezzetli bir yazı kaleme alacağım…

7 ASIRLIK SOFRA KURULUYOR

Bursa bu kez siyasetiyle, trafiğiyle, kentsel dönüşümüyle değil; kebabıyla, cantığıyla, tahinli pidesiyle, kestane şekeriyle gündeme gelmeye hazırlanıyor. Uluslararası 5. Bursa Gastronomi Festivali, bu yıl “Fetheden Lezzetler” temasıyla kapılarını açacak. 18-19-20 Eylül’de Merinos Parkı’nda kurulacak sofranın iddiası büyük. Hem de öyle böyle değil… 165 stant, 10 ülkeden 12 kardeş şehir, onlarca şef, yarışmalar, atölyeler, konserler, master classlar… Kısacası Bursa üç gün boyunca “ne yiyeceğiz?” sorusundan çok “hangisini yiyeceğiz?” sorusuyla uğraşacak. İşin şakası bir yana… Bursa’nın gastronomi konusunda gerçekten büyük bir potansiyeli var. Fakat yıllardır aynı soruyu soruyoruz: Bu potansiyeli ne kadar iyi anlatabiliyoruz? Çünkü Bursa’nın mutfağı sadece İskender’den ibaret değil. İnegöl köftesi var, pideli köfte var, cantık var, tahinli pide var, süt helvası var, Mustafakemalpaşa tatlısı var, Gemlik zeytini var, Gedelek turşusu var… Daha saymaya kalksak köşe yazısının sonuna değil, mutfak alışveriş listesine ulaşırız. İşte bu nedenle festivalin “Fetheden Lezzetler” teması bence yerinde. Çünkü Bursa tarih boyunca sadece topraklarıyla değil, sofrasıyla da iz bırakmış bir şehir. Tanıtım toplantısında Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba’nın söylediği bir cümle de bu noktada önemli:  “Fetih yalnızca sınırları aşmak değil; gönülleri kazanmak, damakları fethetmek…” Güzel söz. Hatta siyasi sloganların bolca dolaştığı şu günlerde, damak fethetmek kulağa daha sempatik geliyor.  Biba’nın gastronomiye yaklaşımında dikkat çeken nokta, meseleyi sadece üç günlük bir festival olarak görmemesi. Yerel üretici, kadın kooperatifleri, şefler, akademisyenler, turizm sektörü ve gıda sanayisinin aynı zeminde buluşturulması hedefleniyor. İşte asıl mesele burada. Çünkü festival biter, stantlar sökülür, konserler sona erer, şefler gider… Peki geriye ne kalacak? Asıl başarıyı belirleyecek olan da bu. Bursa’nın gastronomisi üç gün boyunca konuşulup sonra unutulacak mı? Yoksa bu festival, Bursa’nın gastronomi turizmi için kalıcı bir markaya mı dönüşecek?

ÖNE ÇIKAN GERÇEK TURİZM MASTER PLANI

Ben ikinci ihtimali tercih ederim. Çünkü Bursa’nın buna ihtiyacı var. Üstelik festival kapsamında “2035 Bursa Gastronomi Vizyon Belgesi” ve “Bursa Turizm Master Planı”nın tanıtılacak olması önemli. Daha da önemlisi, kapanışta “Bursa Gastronomi Deklarasyonu” imzalanacak. İşte burada biraz daha dikkatli olmak gerekiyor. Bursa’da plan ve vizyon belgelerinin sayısı zaman zaman sofradaki yemeklerden fazla olabiliyor! Ama mesele belgeyi hazırlamak değil. Belgeyi hayata geçirmek. Bursa’nın gastronomi markasını İstanbul’un gölgesinden, İzmir’in sahil avantajından, Gaziantep’in marka gücünden ayıracak bir hikâye oluşturmak gerekiyor. Bursa’nın elinde ise çok güçlü bir koz var: Tarih. Osmanlı’nın ilk başkenti… Saray mutfağının izleri… İpek Yolu… Uludağ… Tarım… Sanayi… Ve dört mevsim üretim yapabilen bereketli topraklar. Bütün bunları aynı hikâyede buluşturabilirsek, Bursa sadece “yemek yenilen şehir” olmaktan çıkar. Gastronomi için gidilen şehir haline gelir. Şahin Biba’nın toplantıda altını çizdiği “gastronomi ekosistemi” kavramı da tam olarak burada anlam kazanıyor. Üretici kazanacak. Esnaf kazanacak. Kadın kooperatifleri kazanacak. Restoranlar kazanacak. Otelci kazanacak. Turizmci kazanacak. Ve en önemlisi… Bursa kazanacak. Bu festivalin bir başka güzel tarafı da dünyanın farklı şehirlerinden gelecek konuklar. Bursa’nın kardeş şehirlerinden gelecek ekiplerin kendi mutfaklarını Bursalılarla buluşturması, gastronominin aslında ne kadar güçlü bir diplomasi aracı olduğunu da gösterecek. Diplomasinin bazen masada başladığını söyleriz ya… Bursa’da bu kez gerçekten masada başlayacak. Hem de kebap eşliğinde! Bir de Ömür Akkor, Arda Türkmen, Danilo Zanna gibi isimlerin festival programında yer alması elbette ilgiyi artıracaktır. Ancak Bursa’nın kendi şeflerini, kendi ustalarını, kendi esnafını da bu hikâyenin merkezine koymak şart. Çünkü Bursa’nın gastronomi hafızası yalnızca televizyon ekranlarından gelmiyor.

FESTİVAL SONRASI ÖNEMLİ

O hafıza; çarşıdaki ustada, mahallenin fırınında, İnegöl’de köftecide, Mustafakemalpaşa’da tatlıcıda, Gemlik’te zeytin üreticisinde, Keles’te peynir üreticisinde yaşıyor. Bursa’nın asıl yıldızları da onlar. O yüzden 18 Eylül’de Merinos Parkı’nda festival başladığında sadece ünlü şeflere değil, o tezgâhların arkasındaki emekçilere de bakmak gerekiyor. Çünkü bu şehrin mutfağı onların ellerinde bugünlere geldi. Şimdi sıra Bursa’da. Fetheden Lezzetler gerçekten fethedecek mi? Bunu üç günlük festival değil, festivalden sonra atılacak adımlar gösterecek. Ama şimdiden söyleyelim: Bursa’nın mutfağının dünyaya anlatılacak hikâyesi var. Yeter ki biz o hikâyeyi doğru anlatalım. Yeter ki sofrayı kurmakla yetinmeyip, Bursa’yı o sofranın başköşesine oturtalım. Ve belki de bu kez Bursa’nın meşhur cümlesini biraz değiştirelim:  “Bursa’ya gidilir mi?” Gidilir… Ama artık sadece görmek için değil, tatmak için de gidilir.

Haber Gönder