Tam bayram havasına girecektik bayramı yazıp iyi bayramlar dileyecektik ki ülke gündeminde yaşanan siyasi deprem her şeyi gölgede bıraktı… Uzun bir süredir gözler ‘Mutlak Butlan’ kararındaydı ve o karar verildi… CHP’de şimdi yeniden Kemal Kılıçdaroğlu dönemi yaşanacak… Ya da büyük bir kaosun fitili ateşlendi… Türk siyasetinde bazı kırılmalar vardır; yalnızca bir partinin iç meselesi olmaktan çıkar, doğrudan ülkenin siyasi atmosferini etkiler. Cumhuriyet Halk Partisi içinde son günlerde yaşanan “mutlak butlan” kararı da işte tam olarak bu… Çünkü siyasette hiçbir karar sadece metinlerden ibaret değildir. O kararın nasıl okunduğu, parti tabanında nasıl karşılık bulduğu ve kamuoyunda nasıl algılandığı çok daha belirleyicidir. CHP’de yaşanan süreç de artık mahkeme koridorlarından çıkmış, doğrudan siyasi meşruiyet tartışmasına dönüşmüş durumda. Kurultay sonrası başlayan değişim sürecinde parti yönetimini devralan Özgür Özel, uzun süredir CHP’de “yeni dönem” vurgusunun merkeziydi. Özellikle yerel seçim başarısıyla birlikte Özel’in parti içindeki ağırlığı ciddi biçimde artmıştı. Ancak mutlak butlan ile birlikte eski defterler yeniden açıldı. Kurultay süreci, delegeler, parti içi dengeler ve yönetim meşruiyeti yeniden tartışmanın merkezine oturdu. İşte tam bu noktada Kemal Kılıçdaroğlu ismi yeniden siyasetin en sıcak başlığı haline geldi. Çünkü CHP’de yıllardır süren en büyük tartışma aslında hiçbir zaman tamamen kapanmadı: “Değişim mi, devamlılık mı?”
PARTİ TABANI HAREKETLENDİ
Kılıçdaroğlu’nun yeniden göreve döneceği yönündeki yorumlar, parti içinde eski kadroların yeniden hareketlenmesine neden olurken; Özgür Özel cephesinde ise bunun açık biçimde siyasi müdahale olarak görüldüğü anlaşılıyor. Özellikle Özel’in son dönemde kullandığı sert söylemler, sürecin yalnızca hukuki değil, aynı zamanda ciddi bir güç mücadelesine dönüştüğünü gösteriyor. Bugün CHP’de yaşanan tabloyu sadece bir liderlik tartışması olarak okumak eksik olur. Bu aynı zamanda parti hafızasıyla gelecek vizyonunun çarpışmasıdır. Bir tarafta “partiyi bugünlere taşıyan lider” vurgusuyla Kılıçdaroğlu’na sahip çıkanlar var. Diğer tarafta ise seçim sonrası oluşan yeni siyasi enerjinin korunması gerektiğini düşünen değişim kadroları bulunuyor. Ve iki taraf arasındaki gerilim artık perde arkasında değil, doğrudan kamuoyu önünde yaşanıyor. Asıl kritik mesele ise bunun Türkiye siyasetine etkisi…
Çünkü CHP bugün yalnızca ana muhalefet partisi değil; aynı zamanda iktidar alternatifi olma iddiasını taşıyan en büyük siyasi yapı. Böyle bir partide yaşanan her kriz, ekonomiden dış politikaya kadar birçok başlıkta siyasi iklimi etkiliyor. Ancak mesele sadece siyasi rekabet değil. CHP tabanında oluşabilecek kırılma da en az bunun kadar önemli. Çünkü yıllardır aynı parti çatısı altında siyaset yapan kadroların böylesine sert bir hesaplaşmaya girmesi, örgüt psikolojisini doğrudan etkiliyor. Sosyal medyadan il örgütlerine kadar uzanan tartışmalar, parti içinde duygusal kopuş riskini de beraberinde getiriyor. Oysa seçmen artık sürekli kriz değil, güçlü yönetim görmek istiyor. Türkiye’nin ekonomik sorunlarla, geçim sıkıntısıyla, adalet ve demokrasi tartışmalarıyla boğuştuğu bir dönemde muhalefetin kendi içine kapanması toplumda da karşılık buluyor. Asıl kayıp, seçmende oluşan umudu kaybetmektir. Ve bugün CHP’nin tam da böyle bir yol ayrımında olduğu görülüyor.
MUTLUYMUŞ GİBİ NİCE BAYRAMLARA
Evet yazımın başında bayram yazısı yazmak istediğimi vurgulamıştım… Ancak gündeme yenik düşmemek elde değil… 24 saat üzerinden değil artık dakikalarla yaşananlara odaklandık ülke olarak… O derece hızlı akan bir gündemin içindeyiz… Aslında mesele çok basit vatandaşlarımız için; AK Parti, CHP ve diğer partiler değil halkın gündemi; Vatandaş geçim derdinde, bayramları bayram gibi yaşayabilmenin derdinde, fahiş fiyatlar altında ezilmemek derdinde… Vatandaş bayramda değil buhranda… Tüm bu cenderenin içinde gelenin, gidenin ismi önemli değil ne yaşandığı halka ne yaşatıldığı önemli…. Mutluymuş gibi geçireceğimiz nice Bayramlara… Kalın sağlıcakla…
