1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü yine bildik sahnelerle uğurladık… Taksim’e çıkan tüm yolların her yıl olduğu gibi bu yılda kapatılması, yüzlerce gözaltının yaşanması… Türküler ve halaylar arasında hak arayışları… Onca hengamenin arasında günü özetleyen bir fotoğraf vardı… Gerçeği tüm çıplaklığıyla yansıtan… Karmaşanın, kutlamaların tam ortasında iki emekçi ellerinde simit hak arayışının ne denli haklı olduğunu ortaya koyarcasına objektiflere takıldı… Tıpkı rahmetli Cem Karaca’nın sesinden kulaklarımızda ve gönlümüzde yankılanan şarkı sözleri gibi… ‘İşçisin sen işçi kal…’ Tüm emekçilerimizin bayramını kutlayarak kentimizin önemli bir gündem maddesine geçelim…
Yıldırım Belediye Başkanı Oktay Yılmaz, yerel yönetim siyasetinde uzun süredir alışıldık olan “küçük iş, büyük reklam” çizgisinin dışına çıkmaya çalışıyor. Son olarak kamuoyuna tanıtılan 2 milyar liralık Duaçınarı Kültür ve Yaşam Merkezi projesi de bunun en somut örneği oldu. Çünkü bu proje, yalnızca bir bina değil; Yıldırım’ın merkezine kurulan yeni bir sosyal, kültürel ve ticari denge noktası olma iddiası taşıyor. 800 kişilik konferans salonu, nikah salonları, derslikler, otopark, kafeler, ofisler ve kuyumcular çarşısıyla birlikte düşünüldüğünde, bu yatırım klasik bir belediye hizmetinin ötesine geçiyor; adeta ilçe ölçeğinde yeni bir cazibe merkezi tarif ediyor.
Başkan Oktay Yılmaz’ın burada dikkat çeken en önemli tarafı, belediyeciliği yalnızca asfalt, kaldırım ve park hizmeti üzerinden okumayan bir profil çizmesi. Son yıllarda Yıldırım’da spor tesislerinden kütüphanelere, sosyal yaşam alanlarından yeşil alan yatırımlarına kadar daha bütüncül bir belediyecilik dili kurmaya çalıştığı görülüyor. Duaçınarı projesi de bu anlayışın yeni halkası. Özellikle 13 mahalleyi ve 4,5 milyon metrekarelik alanı etkileyen bir dönüşüm vizyonunun parçası olarak anlatılması, projenin yalnızca bugüne değil, Yıldırım’ın gelecek 10 yılına dönük kurgulandığını gösteriyor. Bu yönüyle Yılmaz’ın masa başında değil, sahada büyüyen bir belediyecilik modeli kurmaya çalıştığını söylemek mümkün.
Ancak her büyük projede olduğu gibi burada da alkış kadar dikkatle sorulması gereken sorular var. Evet, “belediye kasasından tek kuruş çıkmadan” ifadesi kamuoyunda güçlü bir etki yaratıyor. Ancak bu modelin uzun vadeli mali yapısı, gelir paylaşımı, ticari alanların işletme dengesi ve kamu yararı boyutu dikkatle izlenmeli. Bugün sıfır maliyet gibi sunulan modeller, yarın belediyenin farklı kalemlerde gelir kaybına dönüşürse bu kez farklı bir tartışma başlar. Dolayısıyla bu proje, sadece mimarisiyle değil, finans modeliyle de şeffaf biçimde takip edilmeli. Çünkü artık vatandaş yalnızca yapılan binaya değil, o binanın nasıl yapıldığına da bakıyor. Başkan Yılmaz’ın siyasi karnesine bakıldığında, Yıldırım gibi Bursa’nın en zor ilçelerinden birinde “hızlı ve enerjik belediyecilik” söylemini sahaya yansıtmaya çalışan bir yönetici profili görülüyor. Yoğun nüfus, çarpık yapılaşma, sosyal donatı eksikliği ve dönüşüm baskısı altında Yıldırım’da belediyecilik yapmak kolay değil. Bu zorluğun içinde Yılmaz’ın en büyük artısı, sorunları inkâr etmek yerine onları projeye dönüştürme refleksi göstermesi. En büyük riski ise bu projelerin sahadaki karşılığını zamanında ve eksiksiz verememesi olur. Çünkü Yıldırım artık maket değil, sonuç görmek istiyor. Elbette bu proje söz verildiği gibi 1,5-2 yıl içinde tamamlanır, vaat edilen sosyal canlılığı üretir ve ilçeye gerçek bir değer katarsa bu Başkan Oktay Yılmaz’ın siyasi hanesine güçlü bir artı olarak yazılır. Ama gecikir, eksik kalır ya da yalnızca “gösterişli bir açılış projesi” olarak kalırsa o zaman bu yatırım bir başarı hikâyesinden çok, büyük bir beklenti dosyasına dönüşür. Şimdi gözler makette değil, temelde. Kalın sağlıcakla…
