Sevgili okurlar, son iki yılın verileri buz gibi bir gerçeği yüzümüze çarpıyor.
Üniversite başvuruları yaklaşık 1 milyon azaldı. Tercih hakkı olmasına rağmen 1 milyon aday tercih bile yapmadı.
Kazandığı halde kaydını yaptırmayan on binler var. Bu tabloyu “gençler tembel” diyerek açıklamak kolay ama gerçek şu ki, gençler okumaktan değil, boşa kürek çekmekten kaçıyor.
Bugün üniversite, gençler için bir umut kapısı olmaktan hızla uzaklaşıyor. Çünkü diploma artık ne iş garantisi ne de toplumsal saygınlık vadediyor. Dört-beş yılını amfilerde, kütüphanelerde geçiren; tez yazan, makale yayımlayan genç, mezun olduğunda karşısında şunu görüyor: Bu ülkede hiç yurtdışına gitmeden “online diploma” alanlar, birkaç aylık sertifika programlarıyla CV şişirenler, hatta sadece doğru soyada sahip olduğu için makam sahibi olanlar var. İşte bu tablo, çalışkan olanı değil, ayrıcalıklı olanı ödüllendiriyor.
Gençler adaletsizliği çok net okuyor. Sorun üniversiteye girememek değil, üniversiteyi bitirmenin bir anlam ifade etmemesi.
Bir başka kırılma noktası da eğitim sisteminin ruhsuzlaşması. Üniversiteler düşünce üreten, eleştirel aklı besleyen kurumlar olmaktan uzaklaşıp, sadece diploma dağıtan sıradan okullara dönüştü. Gençler soru sorduğunda değil, sustuğunda makbul. İtaat eden ilerliyor, düşünen kenara itiliyor. Böyle bir düzende üniversite, genç için özgürleşme alanı değil; hayallerini ertelediği adeta bir bekleme salonu oluyor.
Aslında gençler “okumayayım” demiyor; “okumanın karşılığı yok” diyor. Devletin ve kurumların görevi gençlere, liyakatin gerçekten işlediği bir gelecek inşa etmektir.
Aksi hâlde terk edilen yalnızca üniversiteler olmaz; gençlerin bu ülkeyle kurduğu bağ da kopar.
O kopuş da maalesef kolay kolay onarılamaz.